Hadisi din sayan, “Buhari çökerse İslam çöker”, “peygamber de haram-helal koyabilir, bu O’na verilmiş bir yetkidir”, “peygambere Kur’an dışı gelen vahiylerle emirler verilmiştir, İslam bunları da kapsar” diyenlerin dayandıkları tek bir ayet vardır: Haş’r 7 ayeti.
Tüm tartışmaları bir kenara bırakarak Haş’r 7’ye bakalım:
“Allah'ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah'a, Resul'e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.” (Elmalılı Hamdi Yazır Meali)
“Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Diyanet Meali)
Biz 2 meali verdik ama hangi meale bakarsanız bakın, anlam aynıdır.
Ayette alınan ganimetlerin nasıl bölüşüleceği konusunda sınırları çizen Yüce Allah, bölüşümü hiçbir tereddüde yer bırakılmayacak şekilde söylemiştir. Aynı ayette devamla peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının emri bulunmaktadır.
Şimdi, birincisi ayette geçen kelime “Resul” kelimesidir ve maalesef meallerde nebi-resul ayrımına dikkat etmeden çeviriler yapılmaktadır.
Hadi bu konuyu aşağıya öteleyelim görmezden gelelim. Ayette açıkça “ganimet olarak paylaşılan mallar” ile ilgili olarak peygamber size neyi verdiyse onu alın neyden sizi yasakladıysa, bu mallardan size “vermeyerek” neyi almanızı men ederse onu almayın anlamı rahatça çıkmaktadır. Zira ayetin başında peygamberin bölüşümü nasıl yapacağını zaten Yüce Allah belirtmiş, peygamberin neyi nasıl bölüştüreceği açıkça ilan edilmiştir. Peygamberin uymakla yükümlü olduğu bu kural dahilinde paylaşımın yapılacağı, bu paylaşıma göre kendisine hisse düşenlerin hissenin miktarı konusunda peygambere muhalif olmamaları açıkça ayetten anlaşılmaktadır.
Şimdi, hadis dincileri bu ayeti alıp, başını kırpıp, sanki her iş için peygambere böyle bir emir gelmiş gibi, “Haş’r 7’de ayet açık, Allah peygamber neyi emrederse onu yapın, neyi yasaklarsa ondan sakının değmiştir, işte burada kastedilen hadislerdir” diyerek resmen insanların aklıyla dalga geçiyorlar.
Birincisi; “peygamber neyi emrederse, neyi dinin kuralı olarak söylerse onu yapın” anlamı ayetten çıkmamaktadır! Neyi verirse onu alın yani ganimetlerin paylaşımından hissenize düşeni size VERDİĞİNDE onu alın, itiraz etmeyin anlamı çıkarken, kelime oyunu ile insanları saptırmaya çalışan bu hadisçilerin durumu Al-i İmran 78’de geçenlerin durum gibidir. Kendi dayattıkları hadis dinine iman etmeniz için ayeti kırpıp ağızlarını bükerler ve bu söyledikleri “kitaptan” sanılsın diye resmen oyun yaparlar.
İkincisi; “peygamber neyi yasakladıysa ondan kaçının, onu yapmayın” emri lafzi olarak çıkmaktadır ama ayetin bütünü, bu sözün “bütün din” konusunda değil, ayette münferiden geçen “ganimetlerin paylaşımı ile ilgili” ve sınırlı olduğu açıktır. İnsanların paylarına düşenden fazlasını istemeleri karşısında, paylarından fazlasının kendilerine yasak olduğunu söyleyen peygambere uyulması gerektiği ayetten, okumayı yeni söken çocuk tarafından dahi rahatça çıkarılabilecek bir anlamdır.
Şimdi, ayet bu şekilde iken, ayetin ilk kısmını kırpıp, ayetin ikinci kısmının tüm din için geçerli olduğunu söyleyenler, “vermek” kavramını “dine kural koyma” olarak ağızlarını bükerek “peygamber dinde ne kural koyarsa ona uyun, neyi yasaklarsa da ondan kaçının” haline getirerek hadisçiliği Kur’an’dan ayrı, Kur’an’la çelişen alternatif bir din olarak dayatan bu zihniyetin, iyiniyetli olmadıkları kesin olduğu gibi, zihniyetlerinin bozukluğu da deşifre ve afişe olmuştur.
O zaman bu hadisçiler neden Bektaşi diye alay edip, eleştiriyorlar? Hani Bektaşiler de ayetteki “namaza yaklaşmayın” kısmını kırpıp “bak Kur’an’da ayet var, namaz kılmayın diyor, biz namaz kılmıyoruz” şeklindeki mizahi durum karşısında hadisçiler “öncesinde içkiliyken bölümünü okumazlar, sadece namaza yaklaşmayın kısmını okuyup namaz kılmazlar” diye sert yapıyorlar? Kendi yaptıklarının ne farkı var? Hadi ayeti cımbızlıyorsunuz, anlamını değiştiriyorsunuz, aynı ayetteki ön kısmı okumamamızı nasıl istiyorsunuz?
Hadisçiler ister ki; söyledikleri asla Kur’an’la karşılaştırılmasın, Kur’an meali hiç okunmasın, eğer birisi illa Kur’an meali okumak isterse, onların istediği gibi Kur’an okunsun, ayetler hem kendi içlerinde hem de sure içinde kırpılsın, hadislerle uydurdukları hükümlere dayanak edilsin. Fakat bu kitap yani Kur’an bir bütün olarak iman edilen bir kitaptır. Tek bir harfine dahi iman etmemek, dine imanı zedeler. Fakat hadisçiler imanı bozan hallerle ilgilenmezler, onların istediği sadece “biz böyle diyoruz, buna iman edin, biz alimler ne dersek o, siz Kur’an’ı anlayamazsınız, biz alimler anlarız, e o zaman siz de bize uyun” diyerek dini tekellerine almaya çalışırlar. Tanıdık geldi mi? Kur’an’da tam da bu davranışları yüzünden eleştirilen Yahudi ve Hristiyanların birebir aynısı oldular!!! Kur’an’ın mucizesi bu ki, Kur’an bunları daha en başta deşifre etmiştir.
Şimdi gelelim nebi-resul farkına. Bu konuyla ilgili ayrınıtı bir makalemiz zaten web sitemizde mevcut. O yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Ancak konumuz açısından Haş’r 7’de geçen ve Muhammed Resul’ü işaret eden kelimeye bakalım. Peygamber mi denmiş, nebi mi denmiş, resul mü denmiş?
Haş’r 7’de “resul” denmiştir. Muhammed Resul’ün “resul” olma vasfına atıf yapılmış. Peki neydi resul? Risalet görevi yapan yani aldığı vahyi ileten manasında. Muhammed Resul, Allah’ın “bu ayeti ilet” dediğinde “resul”dür ve Kur’an’da resul olarak kendisine seslenilir. Risalet hizmeti olmayan yerlerde “nebi” olarak seslenilir. Her iki kavram dışında kalan durumlarda ise hiçbir sıfatı ön plana çıkartılmaksızın Allah tarafından hitap edilir. Örneğin Abese Suresi bu konuda öğreticidir.
Durum bu iken, ayette “resul” kavramı özellikle belirtilmişken, “Allah’tan aldığın emri eksiksiz söyleme/iletme/ilan etme” görevi vurgulanmış iken, ayet ganimet ile ilgili ve sınırlı bir ayet iken, nasıl olur da “tüm din kurallarında hüküm koyma, yasak getirme, helal-haram belirleme” diye bir anlam çıkabilir? Bu çıkarım öncelikle ayetteki peygambere sesleniş tabiri olan “resul” kavramı ile birebir zıttır. İşte hadisçiler sırf bu yönden insanlar uyanmasın diye, mealleri okumamızı istemezler ve meallerdeki nebi-resul ayrımını utanmasalar inkar edeceklerdir ve hatta Allah tarafından indirilen bu kitapta nebi-resul kavramlarının gelişi güzel belki de şiire kafiye vermek (haşa!) amacıyla kullanıldığını dahi söyleyebileceklerdir.
Yüce Allah, dili bizzat yaratandır. O, hiçbir şeyi boşuna yaratmadığı gibi kelimeleri de boşuna oluşturmamıştır. Kendi kurdukları dinin devamı için batıl peşinde koşan hadisçiler, kendilerini haklı çıkarmak için O kutlu Resul’e ve hatta Yüce Allah’a bile iftira atmaktan tek bir an tereddüt etmemekte, çekinmemektedirler!
İşte dostlar, Kur’an’da hiçbir ayette, hadisleri kutsayan, Peygambere din kuralı koyma-çıkarma, helal-haram belirleme yetkisi tanınmamıştır. Bunlar, sırf bu yetkiyi Allah’ın elinden gasp edip, peygambere ve tabi ki oradan da hadislerle neticede kendilerine geçirmeye çalışan birer faildirler. Suçüstü yüzbinlerce kez yakalanmalarına rağmen utanmadan, sıkılmadan, hiç yüzleri kızarmadan devam etmektedirler.
Karar sizin, ömür sizin, ahirette hesap vermekte sizin…
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)