Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
Fatiha suresinin 2. ayeti olması nedeniyle, herkesin aşina olduğu, “elhamdülillah” söylemiyle herkesin duyduğu, dilimize yerleşen bir tabir haline gelen ama anlamı ve derinliği konusunda pek de bilinmeyen bir ayet.
Çok uzatmadan anlamına geleceğiz. Zira gerek Ehli Sünnet’in gerekse Şia’nın her inanç kümesinin kendinden bir şeyler katarak, hakkında birçok menkıbe söylenen ayetin anlamı, söyleminden daha uzun ve daha derindir.
Elhamdülillah, kelime manası olarak “Hamd yalnızca Allah’adır” manasına gelmektedir. Peki, Hamd, neden yalnızca Allah’adır, Allah’a hamd etmenin anlamı nedir?
Hamd, övgü, övmek anlamına gelmektedir. Yalnız bu övgü, sadece “şahsi” anlamda değil aynı zamanda “fiil” manasında da övgüyü kapsar. Örneğin, bir kişinin fiziksel özellikleri ve bu özelliklerin pek fazla kimsede bulunmaması nedeniyle övülür. Bazıları ise yaptıkları, başarıları, buluşları vs. ile övülür. İşte Allah’a yönelen Hamd, hem zati hem sıfati hem de fiili ile övmektir.
Peki övgü neden yalnızca Allah’a yapılır? Kur’an burada bize ne mesaj vermektedir?
Övülmek, övgü duymak insanı mutlu eden hatta kendisi ile gurur duymasını sağlayan bir fiildir. Övülen kişi, psikolojik anlamda bir doyuma ulaşmakla birlikte, övülen kişinin devamlı övülmek istemesini de beraberinde getirir. Ve artık bir bağımlılık haline dönüşür.
Övgü, bu silahı iyi kullanan bir düşman açısından çok sinsi ve etkili bir silahtır. Bir insanı överek delirtebilir, kendini kaybettirebilirsiniz. Çünkü övgü, insanın kendisini olduğundan farklı görmeye, bir noktadan sonra kendini insanüstü olarak nitelendirmeye başlamasına neden olur. Anadolu halkının kullandığı “Yiğit derler candan ederler, ağa derler mal ederler” sözünün hikmeti, buradan kaynaklanmaktadır.
İşte insanda olan bu özellik daha doğrusu bu handikap yaratıcı tarafından çok iyi bilindiği için, övgünün, övülmeyi hak eden yaratıcıya özgülenmesi istenmiştir.
Yüce Allah, övülmeye tek layık olandır. Her ne görüyorsak, her ne bizi fiili, zatı veya sıfatları nedeniyle övmeye itiyorsa, biliriz ki Allah yaratmıştır. Bu nedenle, her övgü en sonunda mutlaka Allah’a ulaşır.
Kur’an ile Yüce Allah, insanda bir bilinç inşa etmektedir. İnşa edilen bu bilinçte övgü yalnız Allah’a yöneltilebileceğinden, övgüyü Allah’a has kılarak, övülmekten ve bu övülmenin yaratacağı sorunlardan da Allah’a sığınmak Kur’an’ın bir desturudur.
Biz övülmeye değer bir şey gördüğümüzde, bunun Allah’tan geldiğini, Allah’ın yarattığını bilerek övgüyü Allah’a yöneltir, övgüyü hak eden unsuru üzerinde taşıyana da “sendeki bu övgüyü hak eden şey açısından Allah’a hamd olsun” diyerek karşımızdakini de kibre sevk etmeyiz. İşte tam bu noktada karşımıza “Maşaallah” tabiri çıkar.
Maşaallah “Allah dilemiş de olmuş” manasına gelir. Biz övgüyü hak eden bir şey gördüğümüzde “maşaallah” dediğimizde “sendeki bu güzellik, övgüyü hak eden unsuru Allah diledi ve bunu sende, senin üzerinde bize gösterdi, O diledi ve oldu” demek isteriz. Böylece hem övgü Allah’a, esas sahibine ulaştırır hem de övgüye layık husus üzerinde beliren kişiye kulluğu, yaratılmışlığı hatırlatılır.
Halk arasında yemekten sonra “Elhamdülillah çok şükür” şeklinde oluşan kelime takımı da aslında bunun bir yansımasıdır. Verilen nimetlerden dolayı söylenen bu söz ile hem verilen nimetlerin güzelliği konusunda övgü Allah’a yöneltilir, hem de bu nimet kendisine nasip edildiği için şükredilir, teşekkür edilir.
Elhamdülillah bu şekilde kısaca anlatıldıktan sonra, ayetin ikinci kısmı olan Rabbil Alemin’i irdelememiz gerekir. Rab, kanun, kural koyan, yöneten, yön veren, terbiye eden manasına gelmektedir. Bu itibarla Rabbil Alemin, “tüm alemlerin Rabbi” anlamındadır.
Âlem kelimesi ile; geniş anlamda Allah dışındaki tüm varlıkları, dar anlamda ise düşünebilen insanlar ve cinler kastedilmektedir. Ancak burada “Rabbil Alemin” ile bütün alemler kastedildiğinden birinci anlam daha uygundur.
İnsan, cin, hayvan, bitki, katı, sıvı, gaz tüm maddeler vs. yaratılan her şeyin Rabbi, Allah’tır manasındadır “Rabbil Alemin”. Gördüğümüz görmediğimiz, bildiğimiz bilmediğimiz, hayal edebildiğimiz edemediğimiz her ne kadar yaratılan şey var ise, hepsine hükmeden, kurallar koyan, koyduğu kurallara göre yaşatan, öldüren, var eden Allah’tır.
İşte Elhamdülillahi Rabbil Alemin kavramı; hamd, övgü; tüm alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur, yalnızca onu överiz manasını kısaca vermektedir.
Firavun, ailevi geleneğinden gelen krallık sıfatının yanında bireysel yetenekleriyle de övülmeyi seven, yanındaki insanların korkudan ya da makamlarını korumak için devamlı övdüğü bir yönetici idi. Musa’nın daveti ile övülmemesi gerektiği ve yöneticiliğinin de artık geçersiz olduğu dile getirilince yanındakilere dönmüş “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim?” (Nazi’at, 24) demişti. İşte sıfatından yani kral olmasından, fiillerinden yani emirlerinin koşulsuz yapılmasından ve şahsından yani hanedan mensubu olmasından dolayı övülmeye kendini layık hatta zorunlu gören, belirtilen nedenlerle hep övülen ve yoldan çıkan, kendisini “Tanrı Kral” olarak gören firavun, kendini “en büyük rab” yani en yüksek yönetici olarak görerek, âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tanımamak için direniyordu. Firavun, artık bir tağut olmuştu. Onu tağut yapan, işte övülmekle başlanan ve sonunda “en büyük rab” makamına oluşturan silsile idi. Yoksa Kur’an’dan anlıyoruz ki Firavun hiçbir zaman kendisinde bir “yaratıcılık” sıfatı olduğunu iddia etmedi ama en büyük rab sıfatının kendisinde var olduğundan emindi ve bunu “Alemlerin Rabbi”ni tanımadan icra edeceğinde iddialıydı.
İşte övgüyü sadece Alemlerin Rabbi’ne has kılmak, insanın hem kendisinin hem de karşısındakinin firavunlaşmasını engellemek, bu yolda açık olan kanalları daha en başta kapatmak ve Allah’a yönelmek demektir. Güzel bir iş yaptığında “elhamdulillahi Rabbil alemin” diyen kişi, yaptığı iş nedeniyle Allah’a yönelerek işin güzelliğini yaratıcı olan Allah’a has kılar, tüm alemlerin yöneticisi olan Allah eğer izin vermeseydi, kendisinin bu işi yapamayacağı bilinciyle Allah’a sığınmış olur. Başına iyi bir şey geldiğinde ya da kötü bir şeyden kurtulduğunda da insan, yine bu cümleyi kurarak bilincini tazeler, Kur’an ile Allah’ın oluşturmaya çalıştığı kulluk bilincini tüm hücrelerinde hissederek yaşamaya çalışır.
Burada üzerinde durulması gereken bir nokta da Allah’ın isimlerinden birinin de El Hamid olmasıdır. Hamid, övülmeye tek değer olan, tüm övgülerin yalnızca kendisine yapıldığı manasına gelir. Bu nedenle her neyi översek övelim, o övgü en sonunda O’na döner.
Hamd ederiz ki Alemlerin Rabbi olan Allah, bizi İslam ile şereflendirmiştir. Ve yine Hamd ederiz ki Yüce Allah, bize kendisini Kur’an ile anlamaya yöneltmiştir.
Unutmayalım ki, Allah Resulünün ismi “Muhammed”dir. Muhammed, güzel huyu ve hoşgörüsü ile defalarca kez övülmeye layık manasına gelir. İsmi ile müsemma olan Resulümüzün, kendindeki tüm sıfatların, fiillerin ve şahsından kaynaklı tüm övülmeye değer ne varsa Allah’a yöneltmekle görevli olarak yaratılması da yine Allah’a hamd ile yönelmemizi sağlayan bir mucizedir. O övülmeye layık olan Resul, tüm övgülerin Allah’a yöneltilmesini emreden Kitabın nazil olduğu kişidir.
Doğduğu gün, öldüğü gün ve tekrar dirilip Allah’a yöneltileceği gün o kutlu nebi Muhammed Mustafa’ya binlerce kez selam olsun…
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)