NEBİ-RESUL FARKI
NEBİ-RESUL FARKI

NEBİ-RESUL FARKI

26-02-2024

Nebi ve Resul kelimelerinin birbirinden “farklı” manaya gelmesine rağmen gerek kasten gerekse de “geleneksel çeviri” gereği her iki kelime de meallerde “peygamber, elçi” olarak çevrilmiştir. Fakat Nebi-Resul farkı çok iyi anlaşılmaz ise, Kur’an’da “nebi” kelimesi ile bahsedilen yerde anlamın ne olduğu ile “resul” kelimesi ile bahsedilen yerde anlamın ne olduğu ayrımı yapılamaz hale gelir. Bu da bugünkü “hadis dinciliğinin” ekmeğine yağ sürdüğü için göz ardı edilmeye çalışılmaktadır.

 

Nebi kelimesi, Arapçada haber anlamına gelen kelime kökünden türemiştir ve “iletişim, haber alma, diyalog kurabilme” anlamına gelir. Kur’an anlamında Nebi, Allah’tan vahiy alan elçiye verilen özel bir fiili durumdan dolayı verilen sıfattır. Eğer “Muhammed Nebi” olarak bahsediliyor ise peygamberimizin “Allah ile olan ilişkisine, Allah’tan vahiy alma yönüne” bir atıf yapılıyor demektir. Dolayısıyla Nebi kelimesinin “haberin kaynağına yönelik” bir özelliği ön plana çıkardığı açıktır.

 

Resul kelimesi ise “Risalet” manası taşır ve “iletme, açığa çıkarma, ilan etme, tebliğ yapma” manasına gelir. Kur’an anlamında Resul, Allah’tan “Nebi” sıfatıyla alınan vahyin muhataplarına ulaştırılması amacıyla tebliğ edilmesi, ilan edilmesi, aktarılması görevine atfen kullanılır. Bu itibarla her Resul (Allah’tan aldığı vahyi iletmesi nedeniyle) bir Nebi’dir ama her Nebi bir Resul değildir. Allah Kur’an’da “resul” olmayanlara da vahiy edildiğinden bahsedilmektedir. Örneğin, Musa Resul’ün annesine Yüce Allah vahyetmiştir ancak bu vahyi insanlara duyurması ya da aktarması istenmediğinden Musa Resul’un annesi bir Resul olmamıştır.

 

Nebi ve Resul farkı bu şekilde anlaşıldığında, Yüce Kitabımız Kur’an’da bahsi geçen peygamberlerden bahsederken “Nebi” mi yoksa “Resul” mü diye bahsedildiği ayrımına gidilerek, ayetin manası doğru bir şekilde anlaşılabilecektir.

 

Hadis dinciliğine sahip olanlar maalesef bu ayrımı ve bu ayrımın sonuçlarını gizlediklerinden veya bilmediklerinden yahut da cahilliklerinden tam bir sapma içerisine girmektedirler.

 

Kur’an’da “Allah ve Resulüne uyun” ayetlerine bir de yukarıdaki “Nebi-Resul” ayrımını gözeterek okuduğunuzda ne anlam çıkıyor? Veya bu ayeti “Allah ve Peygamberine uyun” olarak çevrilmesinde anlam ne kadar değişiyor? Bunun farkına varmışsanız, büyük bir adım atmışsınız demektir.

 

Yukarıda bahsettiğimiz gibi “Resul” lük, Allah’tan aldığı vahyi yine Allah’ın emriyle kullara HİÇ DEĞİŞTİRMEDEN, AYNEN iletme vazifesidir. “Allah ve Resulüne uyun” ayetlerinde Yüce Allah “Bana ve benden aldığı vahyi iletme görevini yerine getirirken elçinin sözlerine uyun” demek istemektedir. Muhammed Peygamber, SADECE Kur’an ayetlerini aktarırken “Resul” lük görevini ifa etmektedir. Dolayısıyla Allah’tan Nebi olarak aldığı ayetleri, Resul olarak aktardığı zamanlar dışında Muhammed Peygamberin hiçbir bir fiili “Resulluk” yahut da “Nebilik” başlığı altında altlanamayacaktır.

 

İşte hadis dinciliği yapanların konuyu saptırdığı nokta da tam olarak burasıdır. “Resul size neyi verdiyse alın” (Haşr 7) ayetinde bahsi geçen “verme”, Resulluk görevi nedeniyle Muhammed Peygamberin “vahyi aktarma” yani “Kur’an ayetlerini iletme” görevi sırasında aktarılan bilgilerle sınırlıdır.

Nitekim ayet tam metin olarak alındığında olay daha net anlaşılacaktır:

“Resul size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.” (Haşr, 7)

Ayette sadece Resul’den bahsedilmektedir. “Nebi”den veya “Muhammed” ismi dile getirilmemektedir. Yüce Allah, “Resul” kelimesi ile, “vahyi yani Kur’an ayetlerini” kastetmektedir. Eğer Resul ile Nebi farkı olmasaydı, resul ve nebi kelimeleri neden kullanılacaktı? Her iki kelimede de “vahye karşı farklı konum” belirlerken, Yüce Allah bu konumlara dair bir atıfta bulunmasaydı neden elçi kelimesini kullanıp, bu kadar kelime kargaşasına girecekti ki? Zira yine Kur’an’da bu apaçık bir kitaptır denmiyor mu? Çünkü “Resul” der iken bir görevin, “Nebi” derken başka bir görevin altı Allah tarafından açıkça ve koyu olarak çizilmektedir. Ve bu ayrım net çizgiyle yapılmıştır.

 

Ayette Resul yani Muhammed Peygamber’in aldığı vahyi yani Kur’an’ı aktarırken neyi verdiyse alın, neyi yasak ettiyse ondan vazgeçin denmektedir. Kaldı ki ayetin ikinci cümlesi de bu dediklerimizle birebir uyuşmaktadır. “Allah’a karşı gelmekten sakının”. Peygamberin Allah’tan aldığı vahyi iletirken bizzat Allah’ın emirlerini ve yasaklarını ilettiği, eğer bunlara uyulmaz ise Allah’a karşı gelmiş olunacağı, zira bu vahiylerin bizzat Allah tarafından iletildiği (Nebilik aşamasına vurgu) açıkça anlaşılmaktadır.

 

Dolayısıyla değerli dostlar, Muhammed Peygamber, sadece ve sadece Kur’an ayetlerini aktarır iken “Resul”dur. Kur’an ayetlerini aktarmadığı zamanlar söylediği tüm sözler ve fiiller “Resulluk” kavramı dışındadır. Olayın anlaşılması açısından “teşbihte hata olmaz” düsturuyla bir örnek verecek olursak, bir gazeteci bir röportaj yapar iken gazetecidir, çünkü röportaj yaptığı kişinin anlattıklarını direkt olarak kayda alır ve “röportaj yapılan kişinin beyanı” olarak bunu aktarır. Yine aynı gazeteci bir cinayet suçunun olay mahalline gittiğinde ya da savaş muhabiri ise savaş alanına yakın yerde gördüklerini aktarırken de “gazeteci”dir. Ama aynı kişi röportaj yaptığı kişinin söylemlerinden yola çıkarak ya da cinayet mahallinde gördüklerinden yahut savaş alanında gözlemlediklerinden yola çıkarak bir şeyler söylediğinde artık bir gazeteci değil “yorumcudur”. Duyduklarını, gördüklerini yorumlayan bir yorumcu olarak konuşur. Hatta bu nedenle gazetecilere “bir gazeteci gözüyle yorumlar mısın?” diye rica edilir. Zira burada kastedilen, devamlı haber alan ve aldığı haberlerin ne kadar doğru olup olmadığı, ne kastedildiği, haberin ulaşabileceği boyutlar bakımından normal bir insandan daha deneyimli olması nedeniyle “gazeteci gözüyle yorumlaması” istenir. Ama yok gazeteci hem röportaj yaparken hem de olay mahallinde gözlemlerini aktarırken gazetecidir hem de evine Pazar alışverişi yaparken, cep telefonunda oyun oynarken, gece uyurken, sabah kahvaltı yaparken de gazetecidir demek, saçmalıktan öte delilliktir!!!

 

İşte peygamberler için de durum aynıdır. Peygamberler vahiy kendisine iletilirken Nebi’dir ve eğer iletilen vahiy halka tebliğ edilmesi istenirse, peygamber bu tebliğ görevini tam olarak yerine getirirken, birebir aktarırken “Resul”dur. Ama aynı Resul, gece yatarken, yemek yerken, yürürken, konuşurken Resul değil bir “insan”dır. Şimdi hemen sazanlar atlayacaklardır ve “E gazeteci nasıl haberi yorumluyorsa peygamber de kendisine iletilen vahiy haberini yorumladı, bunlar da hadistir” diyeceklerdir. Peygamberin ayetleri yorumladığı hadis sayısı toplam hadis külliyatında ne kadarlık bir yer kaplamaktadır? Hadisçilik yapanlar, peygamberin “bu ayetten bu anlaşılması gerekir” diye belirttiği hangi hadislerden bahsediyorlar? Peygamberin ayeti tefsir ettiği ya da “tebliğ” değil yorumladığı hangi hadisle ilgili hadisçilerin tek bir eseri var? Elif Lam Mim gibi harften oluşan ayetlerin ne anlama geldiği yönünde neden Peygambere ait bir yorum yoktur? Bunu sormayı kimse akıl edememiş midir? “Hadisler Kur’an ayetlerinin tefsiridir” diyen zihniyete soruyoruz: Taşla taharetlenme anlatılan, sağ ayakla girilecek sol ayakla girilecek yerler, su içerken hangi el kullanılacak gibi tabirler hangi ayetlerin tefsiridir, yorumudur? Kur’an ayetlerine aykırı/ters sizin deyiminizle “küfür” olan (vasiyet bırakma meselesinde olduğu gibi) sözler, nasıl Kur’an ayetinin yorumu olarak peygamberin söylediği söz olabiliyor? Kur’an’da açıkça “bunlardan başka haram yoktur” ayeti var iken hadis ile eklenen haramlar “başka haram yoktur” ayetinin yorumu olarak mı algılıyorsunuz? “Biz bu kitabı dirilere indirdik” diye Kur’an’da açık ayet var iken, hatta sahih diye belirttiğiniz hadislerde “ölünün arkasından Kur’an okunduğu yönünde hadis bulunmadığı” hadisçiler tarafından iddia edilirken, bu ölülerin arkasından Kur’an okuma hangi ayetin tefsiri, hadiste dahi yokken bu uygulamaya kaç hadisçi karşı çıkıyor?

 

İşte değerli dostlar, Nebi-Resul ayrımı bir kez bilindiğinde, hadisçilerin oluşturduğu “komprador” rejim resmen “iflas” etmekte, tekelcilikle “Kur’an’ı anlama sanatı”nı sadece kendilerine mahsus görerek halkın anlamasının önüne geçmek isteme kasıtları deşifre edilmektedir. İstediğiniz Arapça sözlüğe bakın, istediğiniz Arapça Kur’an’ı elinize alın, Nebi ve Resul ayrımının, izah ettiğimiz gibi olduğunu göreceksiniz.

 

Şunu sakın unutmayın! Bizler, Peygamber’in muhakkak Kur’an ayetleri hakkında konuştuğunu, tefsir ettiğini, sahabeye anlattığını, bu konudaki tartışmalı hususlara açıklık getirdiğini tahmin edebiliyoruz. Peygamber ayetleri okuyup, ortadan kaybolan bir hayalet değil, bizzat o ayetlerle yaşayan temiz ve ahlak sahibi seçilmiş bir kişidir. Ama hadis adı altında o kadar dejenere olmuş bilgiler getirilmiştir ki, artık pes dememek mümkün değildir. Bir hadis Kur’an’a uyuyorsa zaten Kur’an’da orijinal bir ayetle uyuştuğundan, ayeti almak var iken hadisi temel almaya gerek yoktur. Ama hadis Kur’an’la uyuşmuyor hatta Kur’an’la çelişiyor ve hatta Kur’an’ın aksi hükümler koyuyor ve bu tip hadisler bu zihniyet sahipleri tarafından (ehli sünnet, selefiler, tarikatçılar, cemaatler, vakıflar vs.) inkâr edilmediği gibi bir de o hadislerle amel ediliyorsa, burada durmak gerekmektedir. At izi it izine karışmış, sahte, saçma, Kur’an’a aykırı hadisler baş köşeye oturtulmuş, deyim yerindeyse Kur’an “din sofrası”ndan kovulmuş hale gelmiş iken, hadisleri temel almak mümkün değildir. Kaldı ki Kur’an’da “Bu kitaptan sorguya çekileceksiniz” diye açıkça söylenmektedir. Başka kaynaktaki bin bir türlü farklı, birbiriyle ve Kur’an’la çelişen hadislerle yol bulmaya çalışmaktansa Kur’an’ı temel alarak yola devam etmek en doğrusudur. Zaten hadis dincilerinin yaptığı da tam bu noktadaki açıktan yararlanmaktır. Sizi çelişkili hadislerle oyalarken, bir yandan da “geleneksel” diye yutturulan bidatlara alıştırırlar. Sonra siz ayet, hadis, siyer, icma, fıkıh derken bu süreçte uyguladığınız bidatlara göre dini yorumlamaya çalışır, bocalar ama bir yandan da verdiğiniz onca emeğin boşa gitmemesi için “reddi miras” yapamaz duruma gelirsiniz.


Neyse…


Değerli dostlar, bugün hadisçilik adı altında kurulan, Kur’an’ı değil uydurma ve saptırılmış hadisleri temel alan ama aynı zamanda da maalesef “Klasik İslam Anlayışı” olarak ortaya koyulan zihniyet, çok şükür Kur’an’ın anlaşılmaya başlanmasıyla çökmektedir. Yahudiler gibi Kur’an’ı “alimlerin insafına bırakmak” Kur’an’da menedilmiş ve engellemek amacıyla Yüce Allah bizzat kendisinin Kur’an’ı koruyacağını vahyetmiştir. Bize “artık düşünmeyecek misiniz?” derken Yüce Allah’ın neyi kastettiğini anlamış olacağınızı düşünerek, hepinizi selam ve dua ile Yüce Rabbime emanet ediyorum.

E-bülten Aboneliği

Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.