Rahman Rahim Allah'ın Adıyla...
Günümüz insanını; deizm ve ateizm (veya agnostisizm) tuzağından önce, sözde imanın tuzağına çekilir.
Gerek alışkanlık gerekse de tepki çekmemek için "inanıyorum" der. Hatta lafa gelince "mangalda kül bırakmaz". Bir vaaz verir ki, Mekke'nin imamı, solda sıfır kalır.
Ama Yüce Allah, lafta kalan kuru bir tasdiklemeye, bir değer vermemektedir (Ankebut, 2).
Bu gayet normaldir. "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" sözü her ne kadar Ziya Paşa'ya atfedilse de bir hakikatin bin bir türlü yansımasından biridir. Her gerçeklik, fiili veriye dayanır. Fiilen dış dünyaya yansımayan her söz, boş bir lakırdı olmaktan öte gidemez.
Peki insan, inancını nasıl ispat edecektir?
Bunun da cevabını bizlere buyuran Yüce Allah, inancı uğruna çaba göstermeyi, inancın ispatı olarak tanımlamaktadır (Ankebut, 6). Çaba; amaç uğruna yapılan savaş, mücadele, fiili bir girişim olarak tanımlanır. Savaş meydanında cihat etmekle, yasak olan şeyleri yapmamak için cihat etmek, aynı çabanın, farklı yansımasıdır.
Burada Yüce Allah'ın bize hatırlattığı önemli bir husus vardır: Çabalayıp çabalamayacağımız konusunda sınanacağız. (Ankebut, 2-3). Bu sınama, bir imtihan olarak karşımıza çıkabilecektir.
Tamam, sınanmayı biliyoruz, peki sınanma olmadığı zamanlarda ne yapacağız? Sınanma yoksa, inanma (ibadet gibi zorunluluklar dışında) uğruna bir çabalama içerisine girmeye gerek yok mu? Sınanma dışında, çabalama tatil mi oluyor? Tabi ki hayır.
Yüce Allah, imtihan/sınanma dışında davranışlarımızın nasıl olmasını gerektiğini açıkça belirtmiştir: Erdemli davranmak veya klasikleşmiş tanımla "salih ameller işlemek" (Ankebut, 6). Peki nedir salih amel / erdem? Yüce Allah hemen bir örnekle bize yol gösteriyor: Anne-babaya iyi davranmak (Ankebut, 8). Erdemli olmanın / salih amel işleminin, en yakınlarla başlanacağı mesajını da bize burada veren Yüce Allah, erdemli olanların ayrıca mükafatlandırılacağını da açıkça belirtmektedir (Ankebut, 7).
Ve tüm bu anlatımların içerisinde Yüce Allah, yine o çok önemli hususun altını çizmektedir: Kavuşma yani Yüce Allah'a dönüş, muhakkak gerçekleşecektir (Ankebut, 5).
Yüce Allah tüm bu bilgileri ve tavsiyeleri verir iken, ana konunun altını çizmektedir: Yüce Allah, kesinlikle hiç kimseye ve hiçbir şeye, muhtaç değildir (Ankebut, 6). Bu anlatılanlar, tavsiyeler ve kurallar, hepsi insanoğlu içindir. Bu nedenle, inanmak ve çaba göstermekle erdemli davranmanın, Yüce Allah'a zerre bir faydası yoktur. Zira O, her türlü eksiklikten beridir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.
İnsan, imanını kendine yani nefsine ispat etmelidir. Yüce Allah, zaten kalpleri en iyi bilendir (Fatır, 38), O'nun ispata ihtiyacı yoktur. İnsan, içindekinin/kalbindekinin aksini ispat etmeye çalışsa da bunda başarılı olamayacaktır, bu mümkün değildir.
"Allah'ın benim inanmama ihtiyacı mı var" diyen bilinci bozulmuş günümüz insanı, kendisinin doğru ve Yüce Allah'ın istediği gibi inanmaya ihtiyacı olduğu gerçeğini ya görmezden gelmektedir yahut da ıskalamaktadır. Tüm hücrelerde hissedilen bir inanma, bu inanmayı kendine ispat edecek bir çaba ve her an erdemli bir hayatın şartlarını yerine getirmek üzere salih ameller işleme. İşte Yüce Allah'ın; teorik olarak bize buyurduğu inanç formülü, tam da bu.
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)