"KUR'AN YETER" DEMEK VE "HADİS İNKARCILIĞI"
"KUR'AN YETER" DEMEK VE "HADİS İNKARCILIĞI"

"KUR'AN YETER" DEMEK VE "HADİS İNKARCILIĞI"

23-12-2024

Rahman ve Rahim olan Yüce Allah'ın adıyla...

Yüce Allah Kur'an'da; dini tamamladığını (Maide,3), Kur'an'dan sorguya çekileceğimizi (Zuhruf, 45) ve Kur'an'ı bizzat Yüce Allah'ın koruyamaya aldığını (Hicr, 9) açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla Yüce Allah, din olarak İslam'ı seçmiş, bu dini Kur'an'da bize apaçık şekilde açıklamış (Hac/16, Nahl/89) ve son nebinin (Ahzab, 40) Muhammed Resul olduğundan dolayı da bu hükümlerin değişmeyeceğini, ilan etmiştir.

Bu kadar bildirimlerden sonra, Kur'an'a inanan bir Mümin ve/veya Müslümanın (Al-i İmran, 102) için, Kur'an'a aykırı olmayan, Kur'an'ın hükümlerini değiştirmeyen, yerine yenisini ihdas etmeyen her türlü söz, zararsızdır. Bu nedenle, "
Kur'an Yeter" diyenler, sadece Kur'an'ı kitap bilip, başka bir bilgiyi kabul etmeyen, ketum insanlar değildir.

Bu şekilde, Kur'an Yeter diyenlerin tanımını kısaca açıklamış olduk. Peki, Kur'an Yeter diyenler neden "hadis inkarcısı" olarak kabul edilmektedir? Bu iddiayı ileri sürenler ya ne dediklerini bilmiyorlardır ya da hadis kavramını tam bilmiyorlardır.

Hadis, kelime manası olarak "söz" manasına gelip, dini açıdan "Muhammed Peygamberin Sözü" olarak özel bir kavram haline gelmiştir. Fakat, tüm hadis kaynaklarıyla sabittir ki hadisler, doğrudan doğruya Muhammed Resul tarafından yazdırılan sözler değil, birilerinin Peygamber Resul'den duyduklarını iddia ettikleri, silsile ile aktarılan sözlerdir.

Hadis o kadar önemli hale gelmiştir ki, hadis ilmi diye bir ilim dahi oluşturulmuştur. Bu ilim, mevcut hadisleri tahlil etme, bunlardan hüküm çıkarma ve geçerliliklerini sorgulama temeline dayanmıştır.

Peki, "Kur'an Yeter" diyenler neden "Hadis İnkarcısı" olarak tanıtılmaktadır? Bunun nedeni, Kur'an varken, hadislerden dini hüküm çıkarılamayacağı gerçeğine dayanmaktadır. Fakat, "Kur'an Yeter" diyenler, bu sonuca bir günde ulaşmadılar.

Kur'an'a aykırı hadislerin bulunduğu gerçeğini, hadis ilmi diye sunulan ve fakat sistemi ve metodu bir çok mezhep ve okula göre değişen bu ilim de kabul etmektedir. Demek ki, Muhammed Peygamber'e ithaf edilen ama Kur'an'ın açık ayetlerine açıkça aykırı olan binlerce hadis bulunmaktadır. Örneğin; "Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır." [1995-6617-İbn Mace-1995/1993 c.17 s.218 /6617], [Buhârî-Müslim-Ebû Davud-Tirmizî-Nesâî] hadisini, Kur’an-27/47, 7/131 ayetleri ile karşılaştırdığınızda açıkça Kur'an'a aykırı olduğu görülmektedir. Ama bu hadis, en sahih hadis kitapları olarak bilinen Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Mace'de geçmektedir. Ahkaf 9. ayette, sadece vahyedilene uyacağı söylenen Muhammed Resul'ün, kendisine vahyedilen ayetlere aykırı bir söz söyleyeceği, düşünülebilir mi? Bu açıkça Muhammed Resul'e bir iftira, Kur'an'da övülen kutlu nebiye bir saldırıdır! Bu ve bunun gibi açıkça Kur'an'a aykırı olan hadisleri sahih sayan, başta bu kitapların yazarları ve bu kitapları dinin ikinci kaynağı gören kişilerin, bir çok şeyi sorgulamaları gerekmez midir?

Olay bununla da sınırlı değildir. Hadis ilmi denilen ve yukarıda hiçbir sistem ve metodu olmadığını açıkça belirttiğimiz bu ilmin savunucuları, bir adım daha ileri giderek "Hadis, ayeti neshedebilir/ortadan kaldırabilir." kuralına bağlıdırlar. Peygamberin sünnetini hadise dayandıran bu savunucular, buradan hareket ederek de "Sünnet uygulaması ile ayet çelişir ise, uygulamaya bakılır, ayete bakılmaz" demektedirler. Bu konuda internette kısa bir araştırma yaptığınızda, kaynaklara ulaşabilirsiniz.

Buraya kadar anlattıklarımızın hepsi kaynaklara dayalıdır. Hadis ve Kur'an'dan çok hadislerin yorumu üzerine kurulu mezheplerin ulaştıkları noktada yüzyıllardır son durum şudur: Hadis, dinin birinci kaynağı haline gelmiştir. Hatta bu da yetmemiş; mezhep imamları, alimler, uygulama, icma (bir görüşte ittifak) ve ekseri ulemanın ittifakı/çoğunluk görüşü de dinin kaynağı haline getirilmiştir. Böylece Kur'an, sadece ara sıra atıf yapılan bir düz kitap haline gelmiştir. (Karşılaştırın: Furkan, 30)

Bir örnekle de bu vahim durumu ortaya koymaya çalışalım. Örneğin abdest, Kur'an'da geçen, açıkça tarif edilen (Maide,6) her namazdan önce yapılması gereken/zorunlu olan bir dini hükümdür. Ayette, abdest alırken yapılması gereken 4 fiilden bahsedilmiş, böylece abdestin farzlarının Kur'an'ın açık hükmü karşısında 4 olduğu açıktır. Ancak, sünni mezheplerde (ki şiada da durum aynıdır) abdestin farzları Hanefilere göre 4, Şafiilere göre 6, Malikilere göre 7, Hanbelilere göre 10'dur. Tüm mezhepler farklı şeyler söylemişlerdir ve geleneksel sünni inanışında, bunların hepsi birbirinden farklıdır ama hepsi de doğrudur. Farklı olan ve birbirinin tersini yahut fazlasını söyleyen iki görüşün nasıl aynı anda doğru sayılacağı ise, mantıksız gerekçelerle tevil edilmeye çalışılmıştır. Şimdi bu portre karşısında, Hanbelilere göre diğer tüm mezheplerin, Malikilere göre Şafiilerin ve Hanefilerin, Şafiilere göre de Hanefilerin abdestleri geçersizdir, Maide 6. ayetin kesin hükmü karşısında, abdestsiz namaz olmayacağından, abdestsiz sayılanların namazları da iptal olmuş durumdadır. Peki bu yorumlarda Kur'an nerededir?

Bu konuda binlerce örnek verilebilir.

Hadislere geri döner isek, hiçbir hadis Kur'an hükmünü değiştiremez ve zaten yukarıda da belirttiğimiz gibi Muhammed Resul Kur'an'a aykırı bir şey yapmamakla/konuşmamakla yükümlüdür ve hatta yaparsa cezalandırılacağı açıkça belirtilmektedir (Hakka, 46 vd.). Görüldüğü üzere hadis kurumu, bir bataklık haline gelmiştir. İşler o kadar karışmıştır ki, aynı kitaba inanıp, aynı hadisleri örnek aldığını söyleyen ve hatta mezhep imamı olan kişiler (örneğin İmam Şafi, Ebu Hanife'yi) birbirlerini tekfir etmişler, müşriklik ve kafirlikle suçlamışlardır.

Tüm bu anlatılanlar ışığında, sorguya çekileceğimiz, Yüce Allah'ın sözüyle "apaçık olan" tek bir Kur'an mı, yoksa Kur'an'a aykırı olan hükümlerle dolu, herkesin farklı yorum çıkardığı, yüzbinlerce birbirinin tam zıddını bünyesinde barındıran hadis külliyatı ve bu külliyata bağlı yorumlarda bulunan mezhepler, mezhep imamları, alimler, icma, ekseri ulema görüşleri mi?

Aslında sorun, Kur'an Yeter diyenlerin hadis diye bahsedilen ve fakat Muhammed Resul'ün söylediği konusunda bir çok haklı şüphe barındıran (ki Muhammed Resul'ün vefatından 250 yıl sonra kaleme alınmış yazılardan bahsediyoruz) sözlerin dini hüküm olarak kabul edilmemesi değildir. Asıl sorun hadisçilerin ve dolayısıyla mezhepçilerin, hadislere bu kadar sıkı sıkıya bağlı kalma psikolojilerindedir. Esaslı sorunlu olan nokta, bu bağımlılıktır. Peki bu bağımlılık nedendir? Çok kısaca sonucu söylemekle yetinir isek, eğer sadece Kur'an denilir ise; şefaat olmayacak, din ticareti iflas edecek, bir çok yalancının yalanı ortaya çıkacak, şeyhler gibi sözde kurtarıcıların saltanatı son bulacak, oy depoları tükenecek velhasıl bir çok egemen güç, güç olmaktan çıkacaktır. Korku, bundandır. Göz göre göre yalanlar sistemleştirilerek hadis ilmi oluşturulmuş, buna bağlı olarak da mezhepler dikte edilmiştir.

Ölünün arkasından Kur'an okunmaz kuralı uygulansa, yani cenazelerde ve seneyi devriyelerde Kur'an ve mevlüt okunması son bulsa, sizce ne kadarlık bir pasta (rant) son bulacaktır? Bu ranttan beslenenler, bu kuralı uygulatırlar mı sizce? Tarikatların, cemaatlerin holdingleştiğini bilmeyen kaldı mı? Daha hala dumanı üstünde bir FETÖ tecrübesi yaşadık. İnsanları din eğitimi adı altında; siyasi ve parasal çıkar için insan öldüren, Kur'an'da inanan-inanmayan herkese tanınan hakları gasp ederken gözünü dahi kırpmayan birer canavara dönüştürüldüklerine, nasıl robot haline getirdiklerine, tüm dünyayla beraber biz de şahit oldu.

Ama artık Kur'an'a dönüş konusunda bir uyanış söz konusu olduğu yadsınamazdır. Bu gidişatın önüne set olunması mümkün değildir. Artık eğitim seviyesi yüksek bir insan topluluğu bulunmakta. Fakat hadisçiler, mezhepçiler, tarikatlar, cemaatler ve bunların saçma sapan din adına uydurdukları hurafeler yüzünden, yüzbinlerce kişi İslam'ı tanıyamadan deist, ateist, agnostik oldular. Fakat, tarih şahit olacaktır ki İslam'ı Kur'an'dan değil, yalanları sistem haline getirenlerden görüp karanlıklara kayan o tertemiz insanlar, bir gün mutlaka Kur'an'la buluşacaklar ve hepsi "
Kur'an bize yeter" diyeceklerdir.

Kur'an, her türlü şirki ve batılı yasaklar. Bu şirk ve batıl, Muhammed Resul'ün ismini kullanarak yapılsa dahi, kural değişmez. Zira hak ile batıl arasında, sadece batıl vardır. Muhammed Resul'ü kullanarak/referans göstererek, Yüce Allah'ın kelamı Kur'an dışında yol tutmak, nereden bakarsanız bakın şirktir ve batıldır.

Bu nedenle biz de Muhammed Resul gibi (Ahkaf,9) söylüyoruz ki, "Kur'an Bize Yeter"!

E-bülten Aboneliği

Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.