Rahman ve Rahim olan Yüce Allah'ın adıyla...
Daha önce kaleme aldığımız Al-i İmran 81. ayetteki saptırma gibi, Ahzab 40. ayette de saptırma yaparak, kendilerini “kutsal insan” ilan eden nefisperestlerin, Kur'an için ve fakat Kur'an'a rağmen resullük ilan ettiklerine şahit olmaktayız. Bu fitne maalesef insanları; Kur'an'dan uzaklaştırmakta, ağızlarını eğip bükerek, Kur'an'ın manasını değiştirme gayreti içerisindeki gafillerin tuzaklarına düşürmektedir.
AHZAP 40 AYET
Ayetin orijinal metni şu şekildedir:

Ayetin Latince hali:
Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum velâkin rasûla(A)llâhi veḣâteme-nnebiyyîn(e)(k) vekâna(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîmâ(n)
Ayetin klasik (Diyanet) çevirisi şu şekildedir:
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Ayette tartışmaya konu husus, Muhammed Resul'ün ayette, nebilerin sonuncusu olarak tasvir edilip, Resul'lerin sonuncusu olarak belirtilmemesidir. Buradan hareketle, Muhammed Resul'den sonra, başka resullerin de geleceği ve bu resullerin de Muhammed, İsa, Musa, Süleyman, Nuh, Davut, Salih, Harun gibi kutsal kişiler olacakları yönündeki düşünce ile birilerinin yeni bir din ihdas etmelerine kadar olay gitmektedir.
NEBİLERİN SONUNCUSU:
Resul-Nebi arasındaki fark konusunda, web sitemizde bir çok paylaşımımızda değindik. Nebi; vahyin kaynağına, Resul ise vahyin muhatabına dönük bir isim-sıfat olduğu, tartışılmazdır.
Bu açıdan, Nebilerin vahiy alma zorunluluğu vardır. Çünkü her nebi vahiy almak zorundadır. Vahiy almayan bir insanın Nebi olması mümkün değildir. Ancak Resul'ün, vahiy alma zorunluluğu olduğu yönünde bir ayet bulunmamaktadır. Aşağıda bu husus ayrıntılı bilgiler verilecektir.
Aynı şekilde, Al-i İmran 81. ayete yapılan saptırma ile nebilerin sadece kitap verilen resuller olduğunu ileri sürenlerin, bu görüşlerinin yanlış olduğu açıktır (bknz. AL-İ İMRAN 81 AYET) Zira, Al-i İmran 81. ayette “kitap (Kur'an, Tevrat, İncil) verilenler”den değil, “kitaptan (her şeyin kayıtlı olduğu kitap, levhi mahfuz) verilenler” kavramı geçmekte ve ayetin aslında bulunan “min” ekinin KASITLI OLARAK görmezden gelindiğini, zaten başka bir yazımızda açıkça belirtmiştik.
Bu itibarla, dinin hükümleri konusunda ilahi vahye muhatap olan son kişinin (nebinin) Muhammed Peygamber olduğu, bu ayetle sabit ve tartışmasızdır.
Aynı şekilde son nebi olarak Muhammed Resul ile kainata inen Kur'an ve Kur'an'ın hükümleri, sonsuza kadar geçerli olacak tamamlanmış dinin hükümlerini ihtiva etmektedir ve bu hükümlerin asla değişmeyeceği de açıktır.
Bununla birlikte, son nebi vasfına sahip tek resul, yine Muhammed Resul'dür.
RESUL KAVRAMI
Resul, elçi demektir. Kur'an'da resul kelimesi kök olarak bir çok yerde geçmektedir.
Nebi, ilahi vahiy alma özelliği açısından “edilgen” bir yapıya sahipken Resul, haber kaynağının özel olarak kendisine verdiği veya genel olarak ilan ettiği bir bilgi/bilgi dizesini aktarması, bir fiili yapması bakımından, etkin bir yapıya sahiptir. Nebi, vahyi almaya yönelik konumunda pasifken Resul, iletişime geçme/yapma görevi nedeniyle, konumunda aktiftir.
KUR'AN'DA RESUL SADECE VAHYİ İLETMEKLE GÖREVLENDİRİLMİŞ KUTSAL İNSANLAR İÇN Mİ KULLANILIR?
Kendini Resul ilan eden İmam İskender Mihr ve Reşad Halife gibi bazı kişiler, kendilerine ilahi vahiy geldiğini ve bunu iletmekle yükümlü olduklarından bahsetmektedirler. Fakat Resul kavramı Kur'an'da hiç de bunların ve bunlar gibilerin bahsettiği gibi bir anlama sahip değildir.
Öncelikle, Resul diye tabir edilen varlıkların, illa insan olması zorunlu değildir. Nitekim Meryem Suresi 19. ayette, Meryem'e gelen vahiy meleği (Cebrail) de “resul” olarak adlandırılmıştır ve Allah'ın Meryem'e özel mesajını iletmeye geldiğini söylemiştir.
Aynı şekilde Hicr Suresi 57. ayette; İbrahim Peygamber kendisine gelen meleklere “resul” kökünden geldiği tartışmasız olan ve Resul kavramını işaret eden “murselun” diye seslenmiş, gelen meleklerin birer resul olduğunu söylemiş, meleklerden de bir itiraz yükselmemiştir. Aynı kalıpla aynı olaydan, Zariyat 30. ayette de bahsedilmektedir.
Bu melekler, İbrahim'in yanından kalkıp Lüt'e gitmişler, Hicr 59. ayette bu durum, yine murselun kelimesiyle dile getirilerek “elçiler Lût’un evine geldiler” dinelerek, Yüce Allah tarafından da bu gelen melekler resul olarak nitelendirilmişlerdir.
Dolayısıyla, melekler de birer resul olarak gönderilebilmektedir. Bu nedenle bir canlıya “son resul” diyebilmek mümkün görünmemektedir ve Yüce Allah Kur'an'da böyle bir beyanda bulunmamıştır. Burada net bir şekilde anlaşılan diğer husus, resul kelimesinin sadece insanları kapsamadığıdır. Bu nedenle, Muhammed Resul'e son resul diyemeyenlerin, Muhammed Resul'den sonra gelecek bir resulün “mutlaka bir insan resul” olacağını söylemeleri de mümkün değildir.
Neml 35. ayette ise, Sebe kraliçesinin Süleyman Resul'e gönderilen ve Sebe kraliçesinin hediyelerini götüren kişiler de resul kelimesi ile dile getirilmiştir.
Görüldüğü üzere Resul kelimesi Kur'an'da Yüce Allah tarafından, SADECE özel olarak verilen vahyi iletilmek üzere görevlendirilmiş kutsal kişiler için kullanılmamıştır.
MUHAMMED RESUL, SADECE RESUL MÜ?
Muhammed Resul; Al-i İmran suresi 144. ayette, “yalnızca/sadece bir resul” olarak nitelendirilmiştir.
Ahzab 40. ayette, Muhammed Resul'ün nebilerin sonuncusu ve bir resul olduğu belirtilmiştir.
Ahzab 40. ayetten nemalananlar, bunu nasıl açıklayacaklardır? Ahzab 40. ayeti görmezden gelip sadece Al-i İmran 144. ayeti merkeze alanlar, çok rahat bir şekilde “Muhammed Resul, sadece resuldü, ayette açıkça nebi olduğu söylenmiyor ve hatta “illa” edatıyla mutlaklık anlamı verilerek, Resul'den başka bir şey olmadığı söyleniyor, bu ayete başka meal verebilir misiniz?” diyebilirler.
PEKİ MUHAMMED'İN KONUMU NEDİR?
Burada anlatmaya çalıştığımız, Muhammed Resul'ün, nebilik ve resullük konumuna helal getirmek değildir. Muhammed Resul, hem resul hem de nebidir, bu tartışmasızdır.
Ancak açıkça görüldüğü gibi Kur'an, nebilik konusunda bir “kronolojik sıralama” yaparken, resullük konusunda bir sıralama yapmamakta, resullüğün nebilikten çok farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini bize açıkça göstermektedir.
Muhammed Resul için “O ancak/sadece/yalnızca bir resuldür” (Al-i İmran 144) diyen Yüce Allah neden başka ayette “Nebilerin sonuncusu” (Ahzab 40) demektedir? Bu söylemin açıklaması nedir?
OYUNUN BOZULMASI
Yüce Allah, çelişkiden ve çelişkiye düşmekten uzaktır/münezzehtir.
Burada bir çelişki olduğunu düşünmenin nedeni, resul ve nebi kavramlarına verilen anlamın yanlış olmasındandır.
Eğer nebi kavramını “kitap alan resul” olarak açıklarsanız (İmam İskender Mihr ve Reşad Halife gibi), resul kavramını da “ilahi vahyi iletmekle zorunlu olan insan” olarak belirlerseniz, sonuçta Yüce Allah'ı çelişki ile suçlamanız (haşa) kaçınılmaz olacaktır.
Böylece Ahzab 40. ayete binaen Muhammed son resul değil diyerek, Muhammed Resul'den sonra yeni yeni resullerin ortaya çıkarak, yeni bir din veya hüküm ihdas edebileceklerini, Al-i İmran 144'e binaen Allah'a iftira atmak pahasına savunmak, sapkınlıktır/saptırmaktır.
Nebilik bir rütbe iken, Resullüğün ise rütbeye konu bir kavramı karşılamadığı, açıktır.
İLAHİ EMİR ALAN HERKES RESUL MÜ?
Zulkarneyn örneği (Kehf, 83 vd.) bu konuda önemlidir. Yüce Allah, Zulkarneyn'e önemli bir görev vermiş ve bunu vahyetmiştir. Zulkarneyn de bu görevi yerine getirmiş, ilahi vahyin gereğini yapmıştır.
Ama Zulkarneyn hakkında Kur'an'da ne nebi ne de resul kelimesi geçmemektedir.
Aynı şekilde, Kehf 65 vd. ayetlerde bahsi geçen ve Musa ile birlikte yol alıp, bazı dini hükümlere aykırı hareket etmesi nedeniyle, Musa tarafından uyarılan kişi, direkt olarak Yüce Allah tarafından verilen işleri yapan biri olduğu açıktır. Ama bu kişi de Kur'an'da, ne resul ne de nebi olarak anılmamıştır.
Teknik olarak bu kişilerin elçilik görevi yaptıkları açıktır. Ama resul olarak Kur'an'da anılmadıkları da sabittir. Peki bunun nedeni nedir?
KUR'AN'IN DİLİ
Çünkü Kur'an, hangi ayette hangi konuya vurgu yapmak istiyorsa, bahsi geçen kişilerin o yönünü öne çıkaran kelimeleri kullanmaktadır.
Muhammed peygamberden bazı yerlerde nebi, bazı yerlerde resul olarak bahsedilmesi, aynı şekilde Muhammed peygamberle aynı konumda olan İsa ve Musa gibi peygamberlerde de aynı dilin kullanılması, Zulkarneyn'in “iktidar sahibi” olmasına dikkat çekilmesi, Musa'nın yol arkadaşının “Allah katından bilgi verilen bir zat” olarak belirtilmesi, bu hususu göstermektedir.
Kur'an'ın bu dilini görmezden gelenlerin, bir kasıt içerisinde olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.
Reşad Halife gibi, Kur'an'daki kelimeler, harfler, ayet numaraları gibi konularda yoğunlaşan birinin, Kur'an'ın açık ve seçik olarak ortada olan “dili”ni ıskalamış olduğunu düşünmek, en saf tabirle, bir talihsizliktir.
PEKİ AHZAB 40'DA NEDEN SON NEBİ DENİLİRKEN RESULLÜKTE SON DENİLMEMİŞTİR?
Ahzab 40. ayette, aynı surenin 37. ayetten itibaren olduğu gibi, Zeyd'in konusu anlatılmaktadır. Bu nedenle Ahzab 40. ayetin başında “Muhammed sizin erkeklerinizden kimsenin babası değildir” vurgusu, Zeyd konusuyla alakalı bir ayet olduğunu göstermektedir.
Nebilik ve Resullük üzerine ahkam kesenler, ayetin başındaki “Muhammed sizin erkeklerinizden kimsenin babası değildir” kısmına hiç değinmezler. Çünkü bu bölüm, yalanlarının ve iftiralarının deşifresidir. Yüce Allah'ın Kur'an'a yerleştirdiği en büyük mucizesi, hiçbir metoda dayanmayan sayısal kuramlar değil, açık ve anlaşılabilir bir kitap olmasıdır.
Zeyd'in evlatlık olması, evlatlık olması nedeniyle Muhammed Resul'ün, Zeyd'in babası olmadığı, hatta Muhammed Resul'ün yaşayan erkek evladı bulunmadığı için hiç kimsenin babası olmadığı açıktır. Bu nedenle, evlatlık olan Zeyd'in boşandığı eşiyle Muhammed Resul'ün evlenmesinde, Kur'an ayetleri bakımından bir sorun yoktur.
Bu noktaya dikkat çekilerek başlayan Ahzab 40. ayette, hemen arkasından Muhammed Resul'ün, resul ve nebilerin sonuncusu olmasına dikkat çekilmesinin nedeni de tam bu noktadan yakalanmaktadır.
Nasıl Al-i İmran 144'te “Muhammed sadece/yalnızca resuldür” derken, Muhammed Resul'ün resullük yönüne dikkat çekilmiş ise, Ahzab 40'da da resul ve bir nebi hatta nebilerin sonuncusu olması yönüne dikkat çekilmiştir.
Ayet dikkatli incelendiğinde, Muhammed Resul'ün önce resullük sıfatına dikkat çekilmiştir. Resul, elçidir ve Muhammed Resul, aldığı vahyi, en doğru şekilde iletme/gereğini yapma görevine sahiptir. Zeyd'in eski eşi ile evlenme meselesi de ayetle sabit olduğu üzere, bizzat Kur'an'da geçecek bir ayetin emridir. Muhammed Resul, aldığı emirle Zeyd'in eski eşi ile evlenmektedir. Yani Zeyd meselesi, bir gayri metluv vahiy meselesi değil, bizzat Ahzap 37 vd.'nda bahsi geçen mevluv vahyin konusudur.
İlk başta Muhammed Resul'ün “resullük” vasfına dikkat çekilmesinin nedeni budur. Öncelikle Muhammed Resul'ün, bir emir üzerine ve bir elçi olarak Zeyd'in boşadığı kadınla evlenmiştir, Muhammed Resul bir emir altındadır ve emri gerçekleştirmek O'nun Resul olma görevinin bir gereğidir. Bu noktada yükselen itirazları saf dışı bırakan, “kendi hevesiyle değil, benim emrimle bunu yaptı” diyerek Yüce Allah tarafından korunan Muhammed Resul'e karşı söylenen sözlerin önü kesilmiştir. Dolayısıyla Zeyd'in eski eşi olayı, Resullük görevinin bir gereğidir, bu nedenle resul kelimesi burada geçmiştir.
Resullük vasfı sonrası aynı zamanda Muhammed Resul'ün nebilerin sonuncusu, kendisi ile dinin tamamlandığı nebi olduğu rütbesi vurgulanarak, Yüce Allah tarafından pekiştirme yapılmış, bu konuda (Zeyd'in boşandığı karısıyla evlenme konusunda) Muhammed Resul'e karşı getirilen haksız eleştirilere son vermiştir.
SONUÇ
Ahzab 37. ayetten itibaren anlatılan Zeyd olayında, Muhammed Resul'ü keyfi davranmakla suçlayanlara en doğru cevap, Muhammed Resul'ün “Allah'ın emriyle” hareket ettiğinin bildirilmesidir. Resullük, aldığı vahyi direkt ileten, vahiy tarafından emredilen ne ise aynı şekilde yapan, hiçbir katkı yapmayan ve eğer ekleme-çıkarma yaparsa cezalandırılacağı sabit olan (Hakka, 44 vd), bir görevdir. Zeyd'in boşandığı eşi ile evlenme konusu da ayete bağlı bir emirdir ve bu emir de zaten Kur'an'a Ahzab 37 vd.'nda belirtilmiştir.
Dolayısıyla, bu konuda Muhammed Resul'ün ilk veya son resul olmasının, konuyla bir ilgisi yoktur. Konu, vahyin emrinin yerine getirilmesidir.
Muhammed Resul'ün, Resullük görevi bu şekilde vurgulandıktan sonra son nebi denmesi ise gayet manidardır. Çünkü Resullük bir çok nebiye nasip olmuşken, son nebi olmak Muhammed Resul'den başka hiçbir resule nasip olmamıştır. Bu nedenle, Muhammed Resul'ün son nebi olmasına rütbe dememizin nedeni de buradan kaynaklanmaktadır.
Ayette Muhammed Resul'ün son nebi denmesi, Zeyd olayında Muhammed Resul'e yönlendirilen eleştirilere bir cevaptır ve buradan başka bir anlam çıkartılamazdır.
Eğer Yüce Allah bir resul gönderecek ise bu Resul, ne İmam İskender Mihr gibi yeni bir kitap iddiası (nebi) ile ortaya çıkacaktır ne de Reşad Halife gibi Kur'an'a yeni bir yorumla Al-i İmran 81'i saptırmak, Kur'an'a kendi ismini eklemek (Reşad bazı ayetlere kendi ismini parantez içinde eklemiştir) gibi iddiaları ileri sürecektir. Çünkü bunlar resullük değil bizzat son nebinin getirdiklerine ekleme yaparak yeni şeyler söyleyerek, ilahi mesajı değiştirmektirler. Her ne kadar bu kişiler kendilerine resul diyerek Ahzab 40 ve Al-i İmran 81'in anlamını saptırarak nemalanmaya çalışsalar da çağrıları, fiili olarak nebi çağrısıdır. Bu kişiler; aynı Kur'an'da Yüce Allah'ın münafıklarla ilgili söyledikleri gibi, dediklerinin yaptıkları ile ilgisi olmayan kişilere benzerler. Biz resulüz derler ama Nebilik yapmaya kalkarlar. Ama kesin olan bir şey var ise, o da son nebinin Muhammed Resul olmasıdır.
Gerisi, lafı güzaftır...
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)