Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla..
Tağut kavramı, İslam dünyasında en çok tartışılan ve tartışılması, konuşulması gereken kavramların belki de en başında gelen kavramlardan biri.
Tağut; kelime anlamı olarak haddini aşan anlamına gelirken İslami anlamda Allah’tan başka bir ibadet/tapma odağı, Allah’ın koyduğu kurallara alternatif bir kurallar zinciri ve/veya bu kurallar zincirini koyan, dayatan anlamına gelmektedir.
Tağut hem kelime hem de İslami anlamında Kur’an’da birçok yerde geçmektedir.
Tağut ayetleri olarak bilinen ve doğduran doğruya tağut kelimesi geçen belli başlı ayetler şunlardır:
Bakara Suresi, 256. ayet: Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.
Bakara Suresi, 257. ayet: Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
Nisa Suresi, 51. ayet: Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.
Nisa Suresi, 60. ayet: Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
Nisa Suresi, 76. ayet: İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
Maide Suresi, 60. ayet: De ki: "Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazaplandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
Nahl Suresi, 36. ayet: Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
Zümer Suresi, 17. ayet: Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
Tağut kelimesinin doğrudan doğruya geçtiği ayetler bu ayetler olmakla birlikte tağutu işaret eden mesela Maide 44-45 gibi ayetler de bulunduğu kabul edilmektedir.
Öncelikle kavramın için doldurmak gerekmektedir. Tağut ile kastedilen bir insan olabileceği gibi, şeytan, bir yönetim şekli, bir ideoloji veya bir kral da olabilir. Önemli olan Allah’a alternatif olarak kendini gören bir sistem veya kişi olmasıdır.
Tağuta en açık örnek hiç şüphesiz Firavun’dur. Musa Resul’ün mücadele ettiği, türlü türlü mucizelere ve açık delillere rağmen kendi sisteminin ve kendi krallığının üstünlüğünü savunan Firavun, en tipik tağut olmakla tarihteki yerini almıştır.
Firavun Nazi’at 24. ayette açıkça “Ben sizin en yüce Rabbinizim” derken tam da tağutluğunu ilan ediyordu. Burada bir farka değinmemiz gerekmektedir. Firavun her ne kadar Tanrı-Kral olarak lanse edilse de Firavun’un hiçbir zaman bir yaratıcılık iddiasında bulunmamıştır. Firavun, kendini Rab yani kanun, sistem koyucu, terbiye edici, uyulması gereken tek otorite olarak görüyor ve tüm halk tarafından da böyle görülmesini istiyordur. İşte tağut mantalitesinin, Allah’a ve Allah’ın Kur’an ile ortaya koyduğu kurallara alternatif olarak ortaya çıkarken illa da yaratıcılık gibi Allah’a ait olan sıfatların hepsini üzerinde toplamaya çalışması gerekmemektedir. Hatta seküler görüşler olarak bilinen liberalizm, sosyalizm, komünizm gibi sistemlerde tanrı, yaratıcılık, din gibi kavramların hiçbir önemi ve belirleyiciliği olmayıp, kişisel bazda inancı özgür bırakıp yasaklamayı, sistemlerinin bir parçası olarak görmektedirler. Ama her hâlükârda Kur’an’a alternatif bir sistem ortaya koymuşlardır.
Doğası gereği Hristiyanlık ve Yahudilik başta olmak üzere İslam dışında “din” iddiasında bulunan tüm dinler de birer tağuttur ve Yüce Allah’ın Kur’an ile ortaya koyduğu sisteme alternatiftirler.
Selefiler başta olmak üzere birçok mezhepçi ve kendini diğerlerinden ayıran görüşler, tağut konusunda çok katı ve herkesi tağut olmakla itham etmeyi bir iman meselesi haline getirmişlerdir. Kur’an ile Yüce Allah tağutu ret ve karşı durmayı emretmiş olup, tağut başlığı altında nelerin olduğunu “sınırlı olarak” saymıştır. Açıkça tağut olduğu bilinenler Nemrut ve Firavun (sistemin tağutu) gibi krallar ile kral yandaşlarından Karun (sermayenin tağutu) gibi isimler açıkça sayılmış olmakla birlikte Hristiyanlar ve Yahudiler de açıkça tağut olarak sayılmıştır. Soyut olarak ortaya konulan tağut kavramı, Şeytan, Nemrut, Firavun, Karun, Hristiyanlar, Yahudiler gibi isimler ile somutlaştırılmıştır.
Tağutlara karşı nasıl mücadele edileceğinin manifestosunu da Kur’an bizlere açıkça çizmiştir. Örneğin Musa Resul’ün Firavun’a karşı mücadelesi ile tağuta karşı verilecek bir direnişin yöntemini Yüce Allah bize aktarmıştır. Aynı şekilde Nemrut’a karşı İbrahim Resulün mücadelesi, Karun’un söylemlerine karşı Yüce Allah’ın ayetleri, Salih Resulün kavmine karşı direnişi, Nuh Resulün ve Lüt Peygamberin yaptıkları ve bu peygamberlere yapılanlar, tağut ve tağuta karşı mücadele konusunda bize birçok yol işareti vermektedir.
Tağut ile ilgili en önemli tartışma konusu günümüzde ve ülkemizde devletlerin “tağut” olduğu yönündeki görüşlerdir. Çünkü İslami yönetim olmayan her devleti “tağut” olarak gören ama aynı zamanda dünyanın hiçbir yerinde de İslami bir sistemin tam manasıyla olmadığını belirten bu Selefi görüş, aynı damardan beslendikleri Vahhabi Suudları dahi “tağut” olarak görmektedirler. Devletin tağut ilan edilmesinin pratik sonuçları çok ağırdır. Örneğin bu selefi damar yandaşları, yukarıda tağut ayetleri olarak belirttiğimiz ayetlerden olan Nisa 60’ta, tağut önünde muhakeme olmanın reddedilmesini, İslami olmayan bir devlet yönetimi sınırları içerisinde yaşayan kişilerin, polis ve yargı organına başvurmasını küfür sayarak, başvuranları tekfir ederler. Selefiler derler ki “sizin başınıza gelen bir olaydan dolayı polise, savcıya, mahkemeye başvurmak tağut önünde muhakeme olmaktan dolayı küfürdür ama size karşı, sizin aleyhinize bir başvuru var ise sizin gidip burada savunma vermeniz küfür değildir.” Bu belirleme hem iki yönlü olarak eleştiriye haklı olarak maruz kalmakta hem de Al-i İmran 78’de belirtilen “ağız eğip bükmek” fiiline haklı olarak benzetilmektedir. Nitekim bu görüşe en etkin eleştiri, Yusuf Peygamberin kıssasında, İslami sisteme göre hareket etmeyen Melik’in yönetim kadrosunda Yusuf Peygamberin bizzat yer almasıdır. Bunu açıklayamayan Selefi-Tekfirci zihniyet, yine Al-i İmran 78’de belirtilen teknikle tevil etmeye çalışsalar da hiç de başarılı olamamaktadırlar.
Ehli sünnet ve diğer mezhepler de tağut sistemine karşı çok yumuşak davranmaları yönüyle eleştirilmiştir. Tağut sistemini haklı olarak eleştirdiği için zindanlara düşen İmam-ı Azam’ın kuruculuğunu yaptığı Hanefi mezhebinin başını çektiği Ehli Sünnetin bugün tağut sistemlerine gerekli dozda eleştiri yapmamaları nedeniyle haklı olarak eleştirilmektedir.
Tağutla mücadele konusunda ölçüyü, taktik ve stratejiyi Kur’an, hem açıkça hem de anlatılan kıssalar üzerinden bize vermektedir. Bakara 256 açıkça “Dinde zorlama yoktur” ayetiyle hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmektedir ki; tağut sistemlerine karşı bugün bazı kendini İslami olarak tanıtan ama İslam ile alakası olmadığını herkesin bildiği terör örgütlerinin Selefi damardan beslenerek yaptıkları katliamların hiçbiri “Tağuta karşı mücadelede, Kur’an’ın bize emrettiği bir yöntem” değildir! Aynı şekilde Kur’an’da Yüce Allah tağut sistemine biat edenlerin cezalarının ahirette verileceğini söyleyerek, bu dünyada tağut sistemleri ile sırf tağut sistemi diye savaşmayı asla emretmez! Ama İslam’a savaş açanların, İslami sistemin yıkılmasını isteyenlerin tağuta hizmet ettiğini söyleyerek, iman edenlerin doğru yolda olduğunu, Kur’an açıkça beyan eder.
Muhakeme meselesine gelince. Selefi damardan beslenen görüşler, muhakeme kavramını kaşıyarak, herkesi tekfir etme lükslerini kaybetmek istememektedirler. Nisa 60 incelendiğinde çok net bir şekilde inananların tağut önünde muhakeme edilmeyi istemekte olduklarından bahseder. Yani, insanların Kur’an’a göre (şer'i) muhakeme olma ihtimali var iken bu ihtimali göz ardı edip Kur’an’a alternatif bir sistemde muhakeme olmayı kabul etmeyi istemelerini, Nisa 60'ta Yüce Allah eleştirmektedir. İşte tam bu noktada düğün çözülmektedir.
Eğer bugün İngiltere başta olmak üzere, seküler mahkemeler yanında Şeriat Mahkemeleri bulunan ülkelerde yaşayan bir Müslümanın, Şeriat Mahkemesi dururken seküler mahkemeye başvurmayı tercih etmesi, tağut önünde muhakeme edilmeyi kabul etmesi anlamına gelir ki, açıkça Kur'an tarafından yasaklanan da tam olarak budur!
Peki alternatif Şeriat Mahkemesi olmayan yerlerde Müslümanlar, sadece kendilerine karşı açılan davalarda savunma verebilecek ama Müslümanlar bir hakları zayi olursa mahkemeye, polise, savcıya, avukata başvuramaz demenin, Kur’an’daki İslam’la bir ilgisi veya Kur’an’dan bir desteği var mıdır? Tabi ki hayır! Bu görüşlerine İbrahim Peygamberin putları kırma konusunda muhakeme edilmesi sırasında savunma vermesini örnek gösterenler, İbrahim Peygamber’in burada verdiği cevabın veya ileri sürdüğü “Belki o büyük olanı yapmıştır, isterseniz ona sorun” demesini de “tağut muhakemesinde yalan söylenebilir” hükmünü çıkarmaktadırlar! Bu hem Kur’an’a hem de İbrahim Peygambere açıkça ve küstahça bir iftiradır! İbrahim Peygamber yalan mı söylemiştir yoksa kendisini sorgulayanların inançlarına karşı bir şerh mi düşmektedir?
Seküler modern ceza hukukunda sanığın yalan söylemesi (iftira olmaması kaydıyla) serbesttir. O zaman sizin seküler muhakemeden ne farkınız kalmıştır? İbrahim Peygamber bu şekilde bir savunma yapmış ise, İslami sistemde de savunmada yalan söylenebilir denilebilir mi? Hatta bir kısım Ehli Sünnet, bu beyanından dolayı İbrahim Peygamberin hata hakkını doldurduğu ve ahirette bundan dolayı şefaatçi olamayacağını söylemektedirler ki, bunun hiçbir Kur’an'a dayalı referansı yoktur!
Bir Müslümanın tağut sistemi içerisinde yaşaması durumunda, bir haksızlığa uğradığında ve Şer’i başvuru noktası yok ise tağut sistemine başvurmasını haksız çıkarıcı ve bunu Kur’an’a aykırı olduğunu tek bir ayet ile göstermek mümkün değildir. Madem öyledir, yaptığı savunmaya rağmen hapse atılan Yusuf Peygamber neden yeniden yargılama için o dönemki devlet başkanına rüyasını yorumlaması üzerine ulaşıp, başvuru yapmıştır? Tamam, ithama karşı savunma yapmış, Selefi ve Ehli Sünnetin kendi kaynaklarına göre Züleyha olayında haksızlığa uğradığını beyan etmiş ama buna rağmen haksız bulunarak hapse atılmıştır. Selefi damarın dediğine göre Yusuf Peygamberin artık tağuta başvuru yapması “tekrar muhakeme yapma” isteğinde bulunmaması gerekmektedir. Ama Yusuf Peygamber bizzat başvuru yaparak özgürlüğüne kavuştuğu gibi tağut sisteminin yönetim mekanizması içerisinde üst mercide çalışmaya başlamıştır. Tağut sistemi dahilinde çalışan Yusuf Peygamberin bu durumu Kur’an’da açık iken, herkesi tağut ilan edip oy vermeyin falan diyenlerin Kur’an’a dayanan tek bir beyanları var mı? Sizin oy vermeyin dediğiniz tağut sistemi içerisinde Yusuf Peygamber yönetici olarak üst düzey yönetici (hatta kendi kaynaklarına göre Ekonomi Bakanı) olmuştur. Bırakın seçimi bizzat devlet başkanı tarafından atanmıştır! Siz tağut tağut diye insanları tekfir edenler! Yusuf Peygamberi de tekfir edecek misiniz?
Aynı mantıkla irdelenecek olursa, sizin bu gün "silahlı direniş-cihat" adı altındaki kandırmacalarınızın Kur'an tarafından ret edildiğinin en büyük örneği de Yusuf Peygamber kıssasıdır. Eğer dediğiniz gibi tağutla savaşmak emredilmiş ise Yusuf Peygamber neden hapistekileri örgütleyip, kralın tağut sistemini yıkmak için mücadele etmemiştir de krala haber yollayıp yeniden yargılanmak istemiştir? Allah yolunda canından vazgeçmek var iken neden tağut önünde tekrar muhakeme edilmeyi istemiştir? Çünkü şer'i bir muhakeme imkanı yoktur ve uğradığı iftiradan tek kurtuluş yolu, tekrar muhakeme edilmektir! Ayet açıktır, sizin gibi sözde alim görüşleri ile tevil edilmemiştir! Zihniyetinizin kalelerini yıkan yine Kur'an olmaktadır!
Tabi yukarıda belirttiğimiz gibi Selefi damarın gözü dünmüş neferleri, şimdi binbir kaynaktan binbir sözde alim görüşünü ağızlarını eğip bükerek Kur’an ayetini inkâr etmek için kullanacaklardır.
Müslümanları; savunmasız kılıp, tağut sistemi içerisinde pasif bırakan Selefi damar, daha sonra Müslümanlara tek yol olarak “silahlı başkaldırı/silahlı eylem” yolunu “cihat” adı altında dayatarak, teröre kapı açmaktadırlar. Başka bir ifade ile tağut sistemi içerisinde hak, adalet arayışının tüm yollarını kapatan bu Selefi damar, tek hak arama yolu olarak şiddeti göstererek şeytani bir oyunu sahneye koymaktadırlar.
Kur’an ışığında tağut kavramı içerisine; Allah’ın emirlerine ve yasaklarına kendini alternatif gösteren her türlü sistem, her insan ve/veya şeytan gibi cin taifesi, her grup, her ideoloji girmektedir. Müslümanlara, tağuta asla güvenip dayanmamaları emredilmiş, tağutu reddetmeleri açıkça söylenmiştir. Çünkü tağuta meyletmek, İslam’dan uzaklaşmakla aynı anlama gelmektedir. Fakat namaz ayetlerinden çok daha fazla “düşünün” ayetleri bulunan bir kitaptan; tağut yönetimi içerisinde pasif kalın, haklarınızı aramayın, silahlı terör örgütü kurun, katliamlarınızı cihat adı altında aklayın anlamını çıkarmak kelimenin tam manasıyla “Allah ile aldatan tağut sistemi”dir. Özellikle selefi damardan beslenen bu Allah ile aldatanlar, kendi bedevi zihniyetleri ile oluşturdukları kanlı planlarına Müslümanları nefer etmek için Allah ve Kur’an ile aldatıp, ağızlarını eğip büküp, terörü kutsamaktadırlar.
Netice itibariyle tağut, reddedilmesi gereken ama aktif olarak her an savaşılması gereken, kanlı eylemlerle veya pasif kalarak mazlum edebiyatı yapılarak çökertilecek bir sistemin veya ideolojinin, yaşam tarzının adı değildir. Hiçbir Müslüman, tağut sistemi içerisinde pasif kalmamalı, tağut sistemi içerisinde bulunan hukuki yolları sonuna kadar kullanmalı hatta uluslararası hukuk yollarını da kullanarak haklarını savunmalıdır. Pasif kalarak mazlum edebiyatı yapmak, hiçbir Müslümana yakışmaz ki; peygamberimiz de Kureyş’in tağut sistemi içerisinde bunu yapmamış, mazlum edebiyatına meyletmemiş, meyletmek aklından bile geçmemiş, Müslümanları silahlandırıp terör faaliyetleri düzenlememiş aksine hiçbir silahlı mücadeleye girmeden hicret yolunu dahi denemiş, silahlı direnişin yolunu hiçbir zaman açmamıştır! Zaten Yüce Allah ayetlerle tağut sistemi ile nasıl mücadele edeceğini (delil ve ayetleri öne sürerek) açıkça belirtmiştir.
Aynı durum Musa Peygamberin kıssasında da vardır. Musa Peygamber Firavun'a karşı bir direniş yolunu tercih etmemiş, "İsrailoğullarını ver gidelim" teklifini sunarak, aynı Muhammed Peygamberin hayatında olduğu gibi hicret yolunu tercih etmiştir. Dolayısıyla görülmektedir ki Yüce Allah'ın tağut sistemlerine karşı sünnetullahı, hicret ve eğer saldırı olur, savaş açılırsa savaşmaktır! Tağut ilan edip savaşma stratejisi, sünnetullahta bulunmamaktadır!
Şimdi sorulacak soru şudur: "Hala düşünmeyecek misiniz?" (Saffat, 138)
Selam ve dua ile…
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)