Rahman Rahim Allah'ın Adıyla...
Müdessir Suresi 30. ayet, devamlı bir tartışma konusu olmuştur.
Ayetin orijinali: عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ
Okunuşu: ‘Aleyhâ tis’ate ‘aşer(a)
"Üstünde/üzerinde 19 vardır" olarak geleneksel çeviri bu şekildedir.
Peki neyin üzerinde? Hemen arkasındaki ayet buna açıklık getirmektedir.
31. ayetin birinci bölümü şu şekilde:
وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ
Okunuşu: Vemâ ce’alnâ ashâbe-nnâri illâ melâ-iketen
Burada geleneksel/klasik çeviri şu şekildedir: "Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık."
Bu çeviri, bir çok geleneksel çeviride yapıldığı gibi, Kur'an değil, menkıbe ve sözde hadislere dayalı yapılan çeviridir. Zira kelimelerin manası açıkça saptırılmıştır.
"Vemâ ce’alnâ" ayeti, baştaki ve bağlacı ile "ma" olumsuzluk eki ile "ce’alnâ" yapmak, oluşturmak, kılmak anlamları bir araya gelince ayetin manası şöyle olmaktadır: "Ve biz yapmadık/kılmadık".
Ayette ilk saptırılan kelime: "Ashabe" kelimesidir. Ashab kelimesi, kişiye özgü geldiğinde "arkadaş, yoldaş" manasını (örneğin ehli sünnet devamlı "Peygamberin ashabı" olarak bu kelimeyi kullanır yani Peygamberin arkadaşları, yoldaşları gibi) almakla beraber, ashab kelimesi, bir yere özgü olarak kullandığında (örneğin Ashabel Kehf, Kehf, 9) o yerin halkı, sakini, devamlı kalıcıları hatta sahibi manasında gelmektedir.
Ayette, "ashâbe-nnâri" yani ateşin halkı, ateşin içinde bulunanlar, cehennemlikler manası çok açık görülmektedir. Ancak geleneksel din anlatıcıları, buradaki ashabe kelimesine, "koruyucu, hizmetçi manasında zebani" anlamı vermişlerdir ki bu anlam hiçbir şekilde ayetin bütününden çıkmamaktadır.
Saptırılan bir diğer ayetteki bölüm ise "illâ melâ-iketen" ayetidir. Bunu anlamak için Arapça bilmeye bile gerek yoktur zira "La ilahe illallah" yani kelime-i tevhidi bilmeyen yoktur. Manası "Allahtan başta (illa Allah) ilah yoktur" veya birebir çeviri "İlah yoktur Sadece Allah vardır". Yani "illa" kelimesi, kendisinden sonra gelen isme "sadece, yalnızca" anlamı verir.
Dolayısıyla ayette geçen "illa mela-iketen"nin meali "sadece meleklerden" manasındadır.
Tüm bu bilgilerden sonra ayeti bir bütün olarak görürsek:
"Biz ateşin (cehennemin) halkını, sadece meleklerden kılmadık/oluşturmadık/belirlemedik."
Ayetin devamı ise klasik çevirilerde aynen şöyledir: "Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır." (Ayette "onlar" atfıyla cehennemdeki meleklere atıf yapıldığı da gayet açıktır.)
Peki Burada Anlatılan Nedir?
30. ayette geçen 19 sayısı, hep bir tartışma konuşu olmuştur. Özellikle, 31. ayette bu sayı ile ilgili hem kitap verilenler (Yahudiler ve Hristiyanlar) hem de iman edenler için iman artırıcı, kafirler içince inkarlarını artırıcı bir sınav olduğunun belirtilmesi, işi iyice içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
Klasik / geleneksel din öğretisi, buradaki 19 ile ilgili bir çok teori ortaya atmıştır. Hristiyanlardan veya Yahudilerden bu ayete bağlı olarak İslam'a girenlere dair tarihsel bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. İnananlar/imanlılar ise, aynı ayette geçen kafirler gibi "burada Yüce Allah ne demek istedi" sorusunu sormaktadırlar.
19'cular ve Reşad Halife'nin Yorumu
Reşad Halife, hurufu mukatta olarak tabir edilen ve bazı surelerin başında sadece harf olarak gelen (örneğin, ya-sin, elif-lam-mim gibi) bu ayetlerin manasını/sırrını, 19 sistemi diye tabir edilen bir sistemle çözmüştür. Gerçekten de bir surenin başında eğer tek harfler var ise (mesela Yasin suresi), o sure içerisinde bu harfler, 19 katı kadar geçmektedir ve bu Kur'an'ın içerisinde yer alan bir sistemin ispatıdır.
Net olarak söyleyebiliriz ki bu keşif, İslam dini için büyük bir açılımdır. Mezhepçilerin, Kur'an'a dayalı olarak mezheplerdeki yanlışları söylediğimizde, "1400 yıldır kimse anlamadı, siz mi anladınız Kur'an'ı" diye temelsiz çıkmalarına da sert bir cevap olarak, Reşad'ın bu keşfi yeterlidir. 1400 yıldır ebcetlerle, ayet-sure numaraları ile uğraşanlar, çarpıp-bölen, toplayıp-çıkararak Kur'an'dan bin bir mana çıkaranlar (!), hurufu mukattaları çözememiş, doyurucu bir açıklama da getirememişlerdir. (Daha ayrıntılı bilgi için tıklayın: https://kurani-kerim.com.tr/19-mucizesi-resat-halife-teslimiyet-dini.html)
Reşad Halife'nin bu eşsiz keşfi, İslam dünyasında resmen bir çığır açmıştır. Ancak Reşad, bir süre sonra kendisini "Anlaşma Elçisi/Resul" ilan etmiştir ve bunu Müdessir Suresi 30. ayete dayandırmıştır.
Reşad, "Kur'an Son Ahit" adlı mealinde, şu açıklamayı Müdessir 30. ayete dipnot olarak eklemiştir:
"*74:1 Tanrı’nın sonsuz bilgeliği Kuran’ı Muhammed aracılığıyla vahyetmeyi irade etmişken, Kuran’ın müthiş 19-temelli matematiksel mucizesi, Kuran’ın vahyedilişinden 1406 ay yılı sonra Tanrı’nın Antlaşma Elçisi aracılığıyla vahyedildi (1406=19x74 & MS 1974 keşfin Güneş Yılı idi). Geriye dönüp bakıldığında, tüm surenin Kuran’ın 19-temelli mucizesini kastettiğini fark ediyoruz (Ek 1 & 2)" (Reşad Halife, Kur'an Son Ahit, [Yetkilendirilmiş İngilizce Versiyon](Türkçe Tercümesi), 2. Baskı, 2003, syf: 320)
Reşad, hurufu mukatta sınırından çıkıp, tüm Kur'an'da 19 sisteminin bulunduğunu, her resulün bir mucize ile geldiğini, kendisinin de 19 mucizesi ile geldiğini ve Resul olduğunun tasdik edildiğini, Müdessir 30. ayetin de buna işaret ettiğini iddia etmektedir. Şu kadarlığını söyleyelim, yeri geldiğinde kelimelerin anlamlarını kılı kırk yararcasına belirleyen Reşad, sıra mucize kelimesine geldiğinde, hiç hassas davranmamıştır.
Mucize; olağanüstü bir olay/iş yapmak manasındadır. Örneğin; Musa Peygamberin denizi yarması, İsa Peygamberin ölüyü diriltmesi gibi, kimsenin yapması mümkün olmayan ve ilk kez mucizenin faili tarafından Tanrısal bir yardımla bir şeyi yapmak, mucizedir. Reşad ise 19 sistemini "çözmesi", bir mucize değil, keşiftir. Zira var olan ama daha önce ortaya çıkarılamamış bir şeyin açığa çıkarılmasının adı keşiftir ve mucize ile uzaktan yakından alakası yoktur.
Reşad'ın iddiasının çürüklüğü, sadece keşfi mucize olarak pazarlaması ile değil, başka yönlerden de sakattır. Cehennem ve meleklerle ilgili olduğu açıkça ayetten anlaşılan 19 sayısının, hurufu mukattalar hakkındaki 19 sistemi ile ne alakası vardır? Reşad bu konuda doyurucu bir açıklama yapmadığı gibi, hiçbir metot belirlemeksizin; ayetlerin, ayette geçen harflerin, ayet ve sure numaralarının sayısal değerlerini, kimi yerde toplamış, kimi yerde çarpmış, kimi yerde eklemeler yaparak hep 19'un katına ulaşmaya çalışmıştır. Bu konudaki zorlama ve (tekrar tekrar söylemenin sakıncasını göze alarak) tekrar etmekteyiz ki "Metotsuz" bir şekilde ulaştığı sonuçlardan bahsederek, bu konuyu boğuntuya getirmiştir.
Her ne kadar Reşad, Müdessir 31. ayette, bu sayının imanlıların ve ehli kitabın imanını artırıcı, kafirlerin ise küfründeki ısrarlarını katlayacağı belirlemesinin, 19 mucizesine (!) bir atıf olduğunu ileri sürse de bunun akla ve ayetin zahir anlamına uyar bir yanı yoktur. Teslimiyet Dini adı altında tüm dinleri birleştirici bir Kur'an çevirisi yapmakla yetkilendirilerek gönderildiğini iddia eden Reşad'ın, çevirisini bir çok kez değiştirdiği gibi, son değişikliğini de tamamlayamadan vefat ettiğini göz önüne alırsak, inandırıcılığının olmadığı, açıkça görülmektedir.
Bu itibarla çok net söyleyebiliriz ki, Müdessir Suresi 30. ayetteki 19 sayısı ile Reşad'ın hurufu mukattalar için "keşfettiği" 19 sisteminin uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
Peki Bu 19 Sayısı Neyi İşaret Etmektedir?
Ayette değinilen hususlar: 19 sayısı, cehennem ve melekler. Peki bu 3 belirteç, nerede geçmektedir?
Aslında bu soruya en iyi cevabı yine Reşad verebilecek birikime sahiptir. Zira Reşad, eski ahit (Tevrat) ve yeni ahit (İncil) ile o kadar içli dışlıdır ki, mealine (ki aslında meal de değildir, aynı elimizdeki mevcut Tevrat ve İncil gibi kutsal metinlere ekler ekleyerek oluşturulmuş kitabına) "Son Ahit Kur'an" ismini vermiştir. Bu 3 kavramın nerede geçtiğini Reşad'ın bilmemesi kanaatimizce mümkün değildir.
Evet, bu 3 belirteç tek bir yerde geçmektedir: Enok'un Kitabı. (ENOK'UN KİTABI'NIN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN)
Tevrat'ta peygamber olarak ismi geçen Hanok'a atfen isimlendirilen bu kitap, milattan önce 3. veya 2. yüzyılda bulunmuş ancak klasik Tevrat ve Hristiyanlık tarafından "kutsallığı olmayan, kabul edilmeyen metin" ilan edilerek "apokrif" metinler içerisine yerleştirilmiştir.
Peki ne ilgisi vardır bu 3 kavramla Enok'un Kitabı'nın?
Enok'un Kitabı kısaca, Tanrısal emre aykırı davranıp, yeryüzüne düşen melekleri konu alır. Ve bu melekler, sonsuza kadar cehennemde kalacakları açıkça yazar. Ve bu meleklerin liderleri tam 19 tanedir. (Enok'un Kitabı, 7. bölüm, 9. ayet)
İşte, Enok'un Kitabı'na göre cehennemde bulunan ve Tanrısal emre aykırı hareket eden meleklerin elebaşı 19 adet melek. Cehennem, 19 ve melek kavramlarının geçtiği tek nokta.
Şimdi, Enok'un kaynağındaki bu belirlemeler mi daha akla, mantığa ve ehli kitabın üzerinde devamlı tartıştığı Enok'un Kitabı konusuna dair bilinmezlik mi Müdessir Suresi 30-31. ayetle daha yakın ilgilidir yoksa Reşad'ın mucize diye dayattığı keşif, metotsuz ve rastgele sayısal işlemler ve Resullük iddiası mı?
Yani Müdessir 30-31 Enok'un Kitabıyla Mı Bağlantılı?
Bir inceleyim.
"Üstünde/üzerinde/en üst seviyesinde 19 vardır" ayeti, Enok Kitabı'ndaki isyan eden meleklerin liderleri 19 meleğe işaret etmekte midir?
Peki, bir sonraki ayette "Biz ateşin (cehennemin) halkını, sadece meleklerden kılmadık/oluşturmadık/belirlemedik." vurgusu da hem Enok Kitabı'nı hem de Tevrat ve İncil'deki yanlış bilgileri düzeltmektedir.
Enok'un Kitabında, hem bu 19 melek ve takipçileri olan meleklerin hem de Tanrı buyruğuna uymayanların, zalimleri, hilekarların cehenneme gidecekleri belirtilmektedir. Yahudiler, kendileri dışında kimsenin öldükten sonra rahat edemeyeceğini savunmakta, Hristiyanlar ise İsa Mesih'in, tüm inananları Tanrının Krallığı'nda koruyacağını ve kutsayacağını, Göksel Egemenlikte rahat ve huzur içinde yaşayacaklarını savunmaktadırlar.
Tüm bu açıklamalara rağmen, Enok Kitabı yorumcuları da ehli kitap da, cehennemin insanoğlu için daimi bir yer olmayacağını, "cehennem azabı hem Enok Kitabı'nda belirtilen düşen melekler, hem de Şeytan (Bakara, 34'te dolaylı olarak melek olarak geçmektedir) ve ona uyan soyundan gelenlerin" cehennemde daimi kalacağını savunmaktadırlar. Hatta bu durum Kur'an'da "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacak” dediler." (Bakara, 80) ayetiyle de vurgulanmıştır.
Müdessir 31'de gecen "ashâbe-nnâri" ayrıntısını hatırlarsak, buradaki çevirinin doğru olduğu da burada görülecektir. "Ateşin ashabı" yani "sakinleri, daimi kalıcıları" manasında, melekler vurgulanmıştır. İşte, Müdessir 31; Enok'un Kitabı, Tevrat, İncil ve Bakara 80 bir arada değerlendirildiğinde, buradaki 19 ile işaret edilenin Enok'un Kitabı ve diğer kaynaklarla olma ihtimalini artırmaktadır.
Sonuç
Müdessir 30-31 ayetlerinde geçenlerin, Reşad Halife'nin 19 keşfi ile bir ilgisi olmadığı, açıkça görülmektedir.
Aynı şekilde, Müdessir 30-31 ayetlerinde geçen; 19, melekler, cehennem ve cehennemde daimi kalma konuları ve bu konuların hem ehli kitap hem de inanalar ve kafirler için bir imtihan olması, Enok'un Kitabı, Tevrat, İncil ve Bakara 80 ile klasik Yahudilik ve Hristiyanlık inançları göz önüne alındığında, yukarıdaki açıklamaların daha akla, mantığa ve kutsal metin zincirine uyarlı olduğu görülmektedir.
En doğrusunu yalnızca Yüce Allah bilir....
Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.
.png)